Deniz Müzesi ve Ihlamur Kasrı



Başlangıç Tarihi: 10.10.2018
Saati: 13.00
Yerleşke: Sabiha Gökçen Yerleşkesi
Yapılacağı Yer: İstanbul
Bitiş Tarihi: 10.10.2018
Etkinlik Türü: Kültürel Gezi
Düzenleyen Birim: Kulüp

Buluşma Yeri: Beşiktaş İskele

Buluşma Saati: 13.00

Etkinlik Puanı: 5

Deniz Müzesi

19.yy.ın sonlarında hayata geçirilen Deniz Müzesi'nin tüm koleksiyonları 1961 yılında bugünkü yerine, yani İstanbul’un en eski ve tarihî semtlerinden biri olan Beşiktaş'ta taşındı. Kentin yoğun ticarî bölgelerinden ve önemli toplu taşıma transfer noktalardan biri olan Beşiktaş semtinde insanların kaldırımlara sıkışıp kaldığı gibi, müze de sınırlı bir alana sıkışıp kalmış, aralarında nadide parçalardan oluşan çok değerli bir kayık kolleksiyonun da bulunduğu birçok eserin sergilenebilmesi için yeterince alan bulunamamıştı.

Eserlerin sergilendiği tescilli müze yapısının restorasyonunu da içeren kapsamlı bir dönüşüm projesi sonucu 17.600 metrekarelik bir komplekse dönüşen Deniz Müzesi yeni hâliyle insanlara merkezin yoğun trafiği ve boğucu atmosferinden uzaklaşabilecekleri sakin bir ortam sunuyor. Arsa hattından geri çekilerek Dolmabahçe tarafında oluşturulan meydan insanlar için yeni bir duraklama ve buluşma mekânı olarak tasarlandı. Şehir mekânına dâhil edilen bu alan müzenin toplumsal rolü konusunda alacağı duruşu da gösteriyor. Adayı saran ve tüm cepheleri dolaşarak tescilli (koruma altında) binada kapanan cephe yüzey ve çizgileri, küçük küçük parsellerde binbir cepheye parçalanmış kentsel dokuya nefes aldırmakta ve kentte yorulan algı bu geniş yüzeylerde dinlenme fırsatı bulmaktadır.

İstanbul Deniz Müzesi yalnızca iç ulaşım aksındaki kentsel algıya değil, Boğaz tarafındaki silüete ve müze kullanıcısının kentsel mekâna attığı bakışa da katkı sağlayacak ve onu dönüştürecek bir model ortaya koyuyor. Müze yapıları iklim kontrolü ve sergileme yüzeyleri açısından içinde bulundukları çevreyle çok kontrollü bir ilişki talep ederken, Deniz Müzesi'nin fuayeleri, dolaşım alanları ve sergileme mekânları çevresindeki semt ve İstanbul Boğazı ile görsel ve fizikî ilişkiler kurabilecek şekilde kurgulandı. Böylece müzenin içinde bulunduğu sıkışık doku hem müze, hem de kentli için bir avantaja dönüştürüldü.

Deniz Müzesi’nin kayık kolleksiyonu olduğu gibi muhafaza edilmiş parçalardan meydana geldiği için kazılardan çıkarılıp bir araya getirilen diğer kolleksiyonlardan farklı bir şekilde dünyadaki en önemli kolleksiyon olarak nitelendiriliyor. Sergilenen 34 kayıktan 20'sinin boyu 10 metreden, 8'inin boyu 20 metreden fazladır. Saltanat kayıklarının tüm gövdesi süslemeler ile bezenmiş durumda. En değerli parça 16. yüzyıla tarihlenen ve kürekli sınıfında türünün özgün hâli ile korunmuş tek örneği sayılan 40 metre boyundaki kadırgadır. Bu 34 kayık yeni sergileme düzeninde birbirlerine paralel olarak ve burunlarını İstanbul Boğazı'na doğrultmuş bir şekilde dizilmişlerdir.

- resim 3

Boğaz'dan yapıya bakan biri kızakların gözlerinden (niş) dışarıya doğru uzandığı büyük bir kayıkhane görür. Müzeden boğaza bakanın gördüğüyse bir rıhtımdır, sanki açılmayı bekleyen bir filonun son tedarikleri yapılmaktadır.

Kayıkhane barındırdığı kayıklara göre şekillenmiştir. Müze bir eldiven gibi kayıkların üzerine geçer. Kayıklar en eskiden en yeniye, en uzundan en kısaya bu eldivenin parmaklarına dizilmişlerdir. Boyları 25 metreden 45 metreye kadar değişen 6 çelik makas, taban alanı 3000 metrekareye ulaşan kayıkhanenin 14 metrelik yüksekliğini bölen asmakatı oluşturuyor. Cadde tarafındaki giriş meydanının devamı olarak kurgulanan fuayeden boğaza uzanan doğrusal aks kayıkhaneye inilen geniş bir seyir rampası ile kadırgayı birleştirir. Teatral bir deneyim sunan bu merdivenli fuaye aynı zamanda müzenin en önemli mekânı olan kayıkhanenin girişidir. Boğaza açılan bir rıhtım-çekek binasını anımsatan kayıkhane iki farklı tipte mekân yapısını aynı bünyede barındıracak şekilde tasarlanmıştır. Burası hem bütün kayıkların birarada algılanabildiği tek bir mekân, hem de her kayık için ayrı nişlerin bulunduğu yan yana gelmiş mekânlar silsilesidir. Bu hibrid tipoloji müzenin boğaza bakan cephesini belirler. Tek bir hol için fraktal bir cephe sunar. Parmaklar ardışık olarak kapalı-açık sekansları ile sıralanırken, cephe iç mekân yalıtımının elverdiği ölçüde boğaz ile görsel bağlantı kurar. Boğaza bakan cepheden sabah güneşini alan yapının doğal ışık ile ilişkisi oldukça etkileyici.

Yeni bina, mevcut koleksiyon ve sergileme düzeninin korunduğu eski yapıyla birlikte çalışacak ve onu tamamlayacak şekilde tasarlandı. Kayıkların sergilendiği yeni binayı mevcut binaya bağlarken dikkat edilen husus mevcut olanın kütle algısını bozmamak oldu. Eski ve yeni müze yapılarını birbirine bağlayan köprü, taşıyıcılarını kendi altına alan bir körük gibi davranır. Cadde tarafında tur başlangıç ve bitiş noktalarını barındıran fuaye ise mevcut bina cephe hattından geri çekilerek giriş meydanını oluştururken, binaya merdiven kovasının olduğu avludan tek katta bağlanır. Böylece iki bağlantı noktası da dolaşımı tamamlama görevlerini yerine getirirken daha fazlasına yeltenmez ve tescilli binanın kütlesini öne sürerler.

Özerk bir kurum olması gereken çağdaş müze, toplumun her bireyini müşterisi olarak görür. Sabit bir koleksiyonu çeşitlendirmenin, onu farklı şekillerde, farklı yaş gruplarına sunmanın yollarını arar, bulur ve uygular. Bu noktada müzenin kentle kurduğu ilişki büyük önem taşımaktadır. Deniz Müzesi kompleksi şehrin ortasında bir yapı adasında yeralır. Tasarımın her noktası müzenin şehre bir jestle yaklaşması üzerine kurgulanmıştır.



E-Bülten Kayıt

Okulumuz hakkındaki yeniliklerden haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Onay vermeden bu işlemi gerçekleştiremezsiniz
Kapadokya Üniversitesi veri sorumlusu sıfatıyla, verdiğiniz kişisel verilerin gizliliğini 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununa (KVKK) uygun olarak ve büyük bir hassasiyetle koruyacaktır. Kişisel verileriniz, KVKK’ya uygun olarak işlenecek, sizleri Kapadokya Üniversitesi hakkındaki gelişmelerden e-posta veya telefon yoluyla haberdar etmek için kullanılacaktır. Detaylı bilgi için tıklayınız